Tanrı’dan Uzun Yaşayan Var mı?

Tanrı’dan Uzun Yaşayan Var mı?

Her şeyin şov ve gösteri olduğu dünyada rekabet kaçınılmazdır. Fakat büyük insanların rekabeti kendisiyledir ve günü kurtarmanın derdinde ya da ego tatmininin peşinde değildirler. Çatışma, kapışma yerine uyumu ve paylaşmayı keşfedebiliriz. Bu gereksiz çatışmalar insanı çatır çatır yiyip yutmaktadır. Rekabet yerine gıpta etmek ve çalışarak aradaki mesafeyi kapatmak hatta üstüne çıkmak gerekir. Elbette rekabet bir motivasyon kaynağıdır, fakat bu kibre düşecek kadar bayağılaşmamalıdır.

Göstere göstere hayat da bize günümüzü gösterecek en sonunda. Kızınca: “Gösteririm ben size,” deriz ya! İşte, öyle bir haldeyiz. Artık kızmadan bile birbirimize günümüzü gösteriyoruz. İşini, sanatını samimiyetle yapan insanların şov peşinde olmadıkları ortadadır. Bu sistemde gerçekten mütavazı/ her yönüyle olgun insanların bu dünyada yeri yok. Çünkü onlar kendini gösterme yarışına girmedikleri için hiç yok gibiler. Elbette tam olarak öyle olsa, tabii ki dünyanın sonu gelir. Yaşam gücünü hep iyi insanlardan alır. Her ne kadar çürükler kapatılıp kusursuzmuş gibi gözüken bazı zümreler, bilmezler ki kendilerini göstere göstere hızlı tüketeceklerdir. Erdeme, sanatsal derinliğe, estetik kaliteye ulaşamayan bir insan geleceğe kalamaz. Öldü mü ölür, belasıyla gömülür. Çünkü torpilin işlemediği yerler sanattır ve güzel insanlıktır. Güneş her gün kendini gösterir, fakat insanlar onu kanıksamıştır artık. Hadi güneş doğmasın bakalım, o zaman her şeyin güneşten ibaret olduğunu ancak anlarız. İnsan zor ve geç anlar. İyi insanlar ve iyilik de böyledir, onlar belki gözükmez ama esasında tüm akış onların yüceliğindendir.

Modern insanın her şeyi biliyormuş kompleksi, kibri, bencilliği, kendine olduğundan daha fazla anlamlar yüklemesi… Çok ciddi toplumsal sorunlar oluşturmaktadır. Nedir bunlar: Yalnızlık, samimiyetsizlik, yalan, bedavacılık, hak olanın adil dağıtılmaması, şöhret hırsızlığı, manipülasyon, sürekli takdir ve onaylanma ihtiyacı, yine zorbalıkla saygı beklentisi, yüzleşmeme, vicdanı öldürüp cüzdanı ödüllendirmek, yani kısacası, birçok unsurun içinin boşaltılması. Bu dehşet bir yozlaşmadır. Bu durum şunu söylemektedir: Tedbir almazsak daha çok canımız yanacak demektedir. Önemli olan problem çıkmadan sorunları çözmektir.

Uçlardan kaçınarak, dinsel ve ideolojik tartışmalardan çıkmalıyız. Buralar hep kaşınarak aşağıya çekilmekteyiz. Geleceğe bakmalıyız. Çağın en üst aklını, silahını, bilimini, sanatını ortaya koymalıyız. Sürekli geçmişe bakanlara: “Ancak geçmiş olsun!” denir. Çünkü böyle yaptığımızda geleceği kaçırırız. O halde yine egemen güçlerin insafına kalmış oluruz. Bu şekilde bağımsız olamayız. Atatürk’ün yaptığı gibi kendi küllerimizden yeniden, hep yeniden doğmalıyız. Doğumu unutursak yaşayacak ömrümüz kalmaz. Yoksa bu bireyselleşme ve anlayışsızlık, öngörüsüzlük daha çok canımızı yakacaktır. Birleşmeye, millet olma bilincine acilen ihtiyacımız vardır.

Bazıları o kadar görünür olmuş ki sosyal medyada; fakat gerçek hayatta yokuz ve sürekli bir yozlaşma halidir gidiyoruz. Gerçek hayatta elbette var olmak zor. Sanal kimliklerle var olmaya çalışmak belki daha kolay. Fakat bu durum bazı şeylerin içini boşaltıyor. Başta söylediğim gibi: Bağımlılık, rekabet, sürekli kendimizi süsleyerek göstermek tüketiyor yaşamı ve gerçeklerden sapıyoruz. Elbette iyi şeyler gerek sosyal medyada gerekse gerçek hayatta kalıcı olacaktır. Zaman elektir, eleyecektir ve iyisi hayatta kalacaktır. Bunlar anlık illüzyonlardır, bizleri kandırmasın. Her ne kadar iyilik, emek, yaratıcılık, hak, adalet gözükmese de gerçekte var olanlar onlardır. Azrail gözükmez; ama bizi pekâlâ öldürür. Asıl görmezden geldiklerimiz gerçekte gördüklerimizdir. Çünkü doğrular yaşamaya devam eder. Çünkü gerçek hayatta bunların üstü örtülür. Fakat kıymetli olanlar hep gizlenir, israf edilmez, herkese gösterilmez… Sermayesini gelişigüzel saçan çok geçmeden kendini tüketir ve iflas eder. Üstat: “Ucuz malın alıcısı çok olur.” der. İşte, bakmayın bazı şeylerin görünmediğine, belki siz de Tanrı öldü sanırsınız. Fakat hâlâ Tanrı’dan uzun yaşayan yoktur. Görüneni gördük, bir yudumda içtik, hazineler hep saklıdır, o yüzden kıymetli değil midir? Bu rekabet bizi tüketir, kampanya çok, fakat almaya değer mal yok… Gereğinden fazla tüketmeyelim kendimizi çünkü ikinci baskısı yok.

“Çok zenginiz, çok mutluyuz, çok entelektüeliz, çok hümanistiz, çok naziğiz, çok merhametliyiz, çok yardım severiz, çok kahramanız. ” Şayet öyleysek bunları sosyal medyada olduğu gibi gerçek hayatta niye görmüyoruz? Sosyal medyada kahraman olmak kolay, önemli olan gerçek hayatta kahraman olabilmektir. Kime, neyi, ispat etmeye, göstermeye çalışıyoruz, bu işler öyle görüldüğü gibi mükemmel değil, bunu biliyoruz, kimseyi kandırmayalım. Bizim toplumun takdir edilme, onaylanma, saygı görme ihtiyacı sorgulanmalıdır, çünkü bu konularda çok açız, bunları gerçek hayatta tatmin edemeyenler sanal kimliklerini süsleyerek tatmin etmeye çalışmaktadır. Tıpkı sanatta olduğu gibi. Belki arınma ve tatmin açısından fayda da sağlayabilir, fakat bu zaaflar bizi başkalarının gözünde zavallı durumuna da düşürmektedir. Bu anlamda çocukluktan itibaren yok sayılma, kendi köyünden peygamber çıkmaz gibi anlayışlar sorgulanmalı, aile yapımız ele alınmalıdır. Önce kendimizi kazanmalıyız, kendisini kazanamayanın başkalarına sağlayacağı fayda çoğu zaman yoktur.

Velhasıl; kuyumcunun altınları elinde kalmaz, güneş, karanlıktan korkmaz. Güzel olan, değerli olan, elde kalmaz. Bu yüzden piyasa malı olmaya gerek yok. Ucuz malı, pahalı satamayız, satsak da insanları bir kere kandırırız. Toprağın verdiğiyle toprağa hava atamayız. İyi, faydalı, kaliteli eserler ortaya koyarak var olmak zordur; fakat kalıcı olanlar ise bunlardır çünkü doğrular yaşamaya devam eder. Elbette zaman bir rüzgârdır ve insanlık ağacında -bu esen rüzgârda-güçlü olanlar kalacaktır. Ayağa kalkalım, düşsek de yerler bayram etsin. O sanal kahramanlıkları biraz da gerçek hayatta yapalım. Sadece gösterişin peşinde olmayalım. Başkalarını etkilemek ya da başkalarına kendini beğendirmek ya da yalnızca böbürlenmek amacını güden aldatıcı, yapay davranışlardan çıkalım çünkü en büyük keramet her zaman samimiyettir. Onun olmadığı bir ortamda gerisi cesettir, onları da gömersin gider, çünkü bir yerden sonra pis kokular gelmeye başlar. Yoksa bu maddi-manevi yozlaşma çok canımızı yakacaktır. Biz dergimizi çıkarttığımız günden beri bu durumu vurguluyoruz. Millet olma bilincinden uzaklaşmadan geleceğe bakalım. Çünkü gelecek kaderimizdir. Ne demiştik: “Halk edebiyatta birleşecek!”
Şenol Tombaş

Halk Edebiyatı Dergisi’nin 61. Sayının başyazısıdır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Ferman

Ferman Yazmak ferman bana derinden iç sesimden, Yazmasam gelemem ki hayatın üstesinden. Ümit TÜKENMEZ Facebook …

Bir yanıt yazın