Yaşlı… Yaşlılık…

Yaşlı… Yaşlılık…

Merhaba değerli okurlarım… Son günlerde malum hastalık ile ilgili bir sürü inandırıcılığı olmayan haberlerin gerek sosyal medyada gerekse fısıltı gazetesinde yayılması yüzünden insanlar korkuyor ve endişeleniyorlar… Efendim bu koronavirüs laboratuvar ortamında hazırlanmış, hedef kitle de yaşlılarmış… Oysa yaşlılardan kurtulmayı düşünmek toplumların kendi ayaklarına kurşun sıkmaktan başka bir şey olamaz… O yaşlı denilen büyüklerimiz olmasa, doktorları, mühendisleri, hukukçuları, öğretmenleri daha buraya sığdıramayacağım kadar meslek erbabını kimler yetiştirecek… Otuz yaşındakiler mi?.. Öyle mi?.. Gençler, gençleri mi yetiştirecek?.. Bir birikim sağlamak o kadar kolay mı?.. Zor tabii…
Pekâlâ… Yaşlı kime denir?.. Kimler yaşlıdır?.. Yaşlılık ne demektir?.. Dünya sağlık örgütü (DSÖ) 65 yaş ve üstünü yaşlı olarak nitelendirmektedir. Uzmanlar ise 65-74 arasını genç yetişkinlik, 75-84 arasını yaşlılık, 84 yaş ve üzerini ise ileri yaşlılık olarak belirtmişlerdir. Yaşlılık ise yetişkinliğimizin devamı olarak ilerideki yaşantımızda fiziksel ve ruhsal değişimlerimizin görüldüğü zaman olarak tanımlanmıştır.
Yaşlılar için bir çok atasözü söylenerek de yaşlılığın tarifi yapılmıştır atalarımız tarafından… “Ununu elemiş eleğini asmış…”, “Yaşı yetmiş işi bitmiş…”, “Kurt kocayınca köpeklerin maskarası olur…”, “Ölünce yer beğenirsin, kalınca el beğensin…” evet, atalarımız da bu sözlerle tarif etmişler yaşlılığı… Yaşlılık mizahi olarak da anlatılmaya çalışılmıştır zaman zaman… Okuduğum bir yazıda şöyle deniliyordu:
“İnsan yaşlandıkça zenginleşiyormuş!..” nasıl olduğunu mu merak ediyorsunuz?..
“Saçlarda gümüş… Dişlerde altın… Böbreklerde taş… Kanda şeker… Kemiklerde platin… İçinde doğal gaz…” tabii bu da yaşlılarımız için mizahi olarak söylenmiş gülümseten bir tarif…
***
Şimdi gerilere, çocukluğumuza dönersek, hayata bizi hazırlayan anne ve babalarımızın o günlerini içimizi çekerek hatırlarız değil mi?.. O zamanlar bizim için genç, güzel, güçlü, her şeyi bilen, peşinden ayrılmadığımız ebeveynlerimiz… Bizleri her şeyi öğreten, koruyup kollayan, her şeyimizi karşılamak için kendilerini paralayan ebeveynlerimiz… Ve bu ebeveynlerimiz bizim gençliğimizde de yaşları ilerlemesine rağmen edindikleri deneyimlerini her fırsatta aktarmaya çalışan, yol gösteren, hâlâ korumaya çalışan ebeveynlerimiz… Ama artık yetişkin olan gençler o fedakâr yaşlılarımızı pek beğenmez oldular… Fikirlerini önemsemez oldular… Ancak unuttukları bir şey var bu şekilde düşünen genç neslin… Yaşlıların, ister okumamış olsun, ister okumuş olsun, ister profesör olsun, ister alim olsun hepsinin ortak bir yönleri vardır. O da kendilerini çok akıllı sanan gençlerin gideceği yollardan o yaşlı dedikleri kişiler defalarca geçmiştir. En azından gençlerimize gideceği yollarda hangi taşlara takılıp tökezleyeceklerini gösterebilirler. Tabii ki görmek isterlerse… O yaşlılar ki hayat denilen sinemanın bütün filmlerini seyretmişlerdir… Yaşlı diye tarif edilen o büyüklerimizin değeri ancak kaybedildiği zaman anlaşılmaktadır o da anlaşılabilirse… Burada yeri gelmişken yaşadığım bir durumdan bahsetmeden geçemeyeceğim. Geçenlerde bir arkadaşım ki kendisi DSÖ’ye göre 65 yaşında, yaşlı sayılıyor, 88 yaşındaki babasını kaybetmişti. Cenazade bana söylediği söz hâlâ kulaklarımda çınlamakta… Bana şöyle demişti:
“Dostum, babam da gitti… Ben şimdi kime danışacağım…”
***
Karşılaştığım, çok üzüldüğüm bir diğer durum da yaşlılarımıza yeterince saygı ve sevgi gösterilmemesi… Toplu taşıma araçlarında çoğu kez hepimiz karşılaşmışızdır… Gençler oturarak seyahat ederken, yaşlılar ayakta zorlanarak da olsa seyahat etmeye çalışırlar… Ne olur bu yaşlılarımıza yer verseler ki… Ayrıca toplu taşıma araçlarında ‘Yaşlılara yer verin’ uyarısı olduğu hâlde… Ne olur yolda karşılaştığımız yaşlıları gülümseyerek selamlasak… Ne olur yolda karşıdan karşıya geçmeye çalışan büyüklerimize yardım etsek… Ne olur çok konuşuyorlar diye dinlemediğimiz yaşlılarımızı dinlesek… Ne olur yardım isteyecek diye büyüklerimizden kaçarak yolumuzu değiştirmesek… Bir şey mi kaybederiz?.. Bilakis bu yaşlılarımızın duasını alırız. Bu da bize yeter. Huzuru buluruz… Yine eski zamanlara dönersek; yaşı ilerlemiş olanlarınız hatırlar, çocukluğumuzda bir yaşlı komşu veya mahalleli yaşlı bir kimse elinde paketle, alış veriş filesiyle görüldüğü zaman koşarak elindekileri alıp, evine kadar götürdüğümüz hâlâ belleklerimizde durmuyor mu?. Şimdi böyle bir yardımla karşılaşan yaşlılarımız ne yapacaklarını şaşırıyorlar… Haklılar… Günümüzde bu tür davranışlar ortadan çoktaaan kalktı…
Yaşlılar hepimizin baş tacı olmalı… Allah onları başımızdan eksik etmesin… Aslında yaşlı demek yerine onlara ‘Bilge’ demek hiç de yanlış olmaz… Unutmayalım yaşlılarımız hiç bir zaman rafa kaldırılmayacak büyük bir ansiklopedi gibidirler. Yaşlılarımız olmasa insanlık olmazdı muhtemelen… Çünkü onların birikimlerini nasıl öğrenecektik?.. Öğrenilen bilgiler kuşaktan kuşağa nasıl aktarılacaktı?.. Bunca yetişen devlet adamlarını, bilim insanlarını yetiştiren yaşlı dediğimiz hocalar değil mi?.. Koca koca şirketlerin belkemiğini oluşturan yönetim kurullarında görev alan yaşlı dediğimiz kişiler değil mi?.. Bunları hiç bir zaman unutmamalıyız. Ve genç kuşaklara yaşlılarımıza sevgi ve saygıyı her daim öğretmeli, usanmadan hatırlatmalıyız…
***
Evet sevgili okurlarım. Yaşlılarımız için çok şeyler yapmalıyız. Onları korumalı, sevgi göstermeli, rahat etmelerini sağlamalıyız. Her şeyleriyle ilgilenmeliyiz. İsteklerini emir kabul edip sorgulamadan yerine getirmeliyiz. Onların bizim isteklerimizi anında yerine getirdikleri gibi… Hem de yıllarca ve de hâlâ… Unutmayalım ki onlar bizlerin bilgeleridir. Onlar bizim atalarımızdır… Onların soyundan geldiğimizi hiç bir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız… Onlar yakalandığımız fırtınalardan kaçarak sığınacağımız limanlarımızdır… Onlar başımız ne zaman sıkışsa, koşup kucağına, sıcak kollarına atılacağımız, başımızı omuzlarına koyup sakinleşeceğimiz, yanında huzur bulacağımız büyüklerimizdir… Biz onlarsız, onlar bizsiz olamazlar… Unutmayalım ki bizler onların yansımalarıyız… En önemlisi gençlerin de bir gün yaşlı olacağı gerçeğini bilmeleri ve bu gerçeği hiç bir zaman unutmamaları olduğudur…
Sevgili okurlarım, hayatta olan büyüklerimize Allah uzun ömürler versin derken, kaybettiğimiz büyüklerimize Allahtan rahmet dilerim…
Kucak dolusu selamlar…
Hoşça kalın…
Aralık, 2020

Check Also

Bu Dünya Bu İnsanlardan Ne Çekti!

Özlem Korkmaz Bu Dünya Bu İnsanlardan Ne Çekti! ABD’nin Califorrnia eyaleti, tarihin ikinci en büyük …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir