Dua

DUA

Merhaba, Halk Edebiyatı Dergisi’nin sevgili okurları. Rahmetli annem şükür etmeyi seven bir insandı. Ben de onun izinden gidiyorum ve “Çok şükür bin şükür.” sözleriyle satırlarıma başlamak istiyorum.
“Dualar eder insan, Mutlu bir ömür için.” Şarkısını duymayanınız yoktur. Evet, insanlar dualar eder. Kimisi mutlu bir ömür ister, kimisi bebek ister. Kimisine nazar değer, kimisi yakınlarını kaybeder. Kimisi hastalıkla boğuşur, kimisi sevinçten kanatlanarak ayakları yerden kesilir. Kimisi ise halinden sürekli şikayetçidir, negatif düşünür. Oysa ki, dua, ümit ve huzur kaynağıdır; yaşama aşkını dirilten bir rahmettir. Mevlana’nın şu sözüne kulak verelim.
“Dua kapı çalmaktır. Gerisine karışmak haddini aşmaktır.” demiş .
Biliyorsunuz ki, insanoğlu aciz bir varlıktır. Beden olarak, yemek yemeye ve içmeye nasıl ihtiyacı varsa, ruhen de dua etmeye, yalvarıp yakarmaya ihtiyacı vardır. Her istediğini kendisi karşılayamaz. Mutlaka bir şeylerden yararlanması gerekir. Dua, ibadetin özüdür. Dualarımızla kapıyı çaldığımız andan itibaren içimizde büyük bir rahatlama hissederiz. Dua; inanma, dayanma ve isteme ihtiyacı içerisinde bulunan insanı; rahmeti sınırsız, mutlak kudret sahibi olan Allah’a bağlayan, manevi bir bağdır.
Dua; ıstırapların, maddi ve manevi dertlerin şifa kaynağıdır. Peygamberimiz (s.a.v) duayı; rahmet kapılarının anahtarı, müminin silahı, dinin direği, ibadetin özü olarak nitelendirmiştir.

Günlük yaşantımızda dua etmeyenimiz hemen hemen yok gibidir. Gece yatarken dua ederiz. Hastalarımıza dua ederiz. Kıldığımız namazlarda dua ederiz. Ölmüşlerimizin arkasından dua ederiz. Sağlığımız için dua ederiz. Şükür duası, yağmur duası, yemek duası aklınıza gelebilen her şeyde duaya başvururuz. Corona virüsüyle mücadele ettiğimiz şu günlerde, konumuz “dua” olsun istedim. Dua olsun ki, bu kez başka bir konuyla farkındalık yaratalım ve dualarımıza şifa dileklerimizi katalım.

Bugün sizlere, bir ay önce dünyaya gelen ama anne karnında dokuz ay kalmaya sabredemeyip altı aylık (prematüre) doğan bir bebeğin varlığından söz edeceğim. İsmini “DUA” koymuşlar. Ailesi yaşama tutunsun diye ona bu ismi vermiş. Dua bebek, yazlık komşumuzun üçüncü çocuğu. Dünya’ya merhaba derken attığı çığlıklar, şu an için çok zayıf. Ailesine, mutluluğun yanında “Ya hayata tutunamazsa!” diye yüreklerine korkuyu da yerleştirmiş. Heyecanlı ve endişeliler.
Biz de kendileriyle torunum sayesinde tanıştık. İkinci çocukları Mina ile torunum çok iyi arkadaşlık kurdular. Hatta geçen akşam Mina’nın annesinin doğum günü nedeniyle bir müzisyen kardeşimizi getirmişler. Ud eşliğinde söylediği şarkılar çok güzeldi. Ama bir şarkı var ki; hepimizi mest etti. Şarkının ismi de DUA. Meğer müzisyen kardeşimizin annesi, o daha bebekken, onu uyutmak için söylüyormuş.
“Gitmesin gözlerinden pırıl pırıl arzular, Eksilmesin yüzünden o tebessüm o bahar. Tanrı seni korusun, kem gözlerden saklasın, Ağartmasın saçını şu geçen zalim yıllar.” Mısralarıyla başlayan; güftesi İlkan Sarı, bestesi Necdet Tokatlıoğlu’na ait bir eser. Ne kadar anlamlı değil mi?

Dua ile ilgili rastlantıların olması; konu seçimini kolaylaştırdı. Fakat çok kapsamlı bir konu olduğu için işimi de zorlaştırdı. Ben de derinlere inmeden kalemime bıraktım. Evet, en değerli sözcüklerden biridir dua. Bütün duygularımız dua ile açığa çıkar. Bazen gerçekleşir, bazen de gerçekleşmemesinin daha iyi olduğu sonucuna varılarak tevekkül edilir. Beklenen zaman içinde gerçekleşir. Öyleyse ellerimizi havaya açarak dua etmeyi unutmayalım. Ne demiş atalarımız.
“Dua bir umut çığlığıdır. Alfred De Mussed”
“Dua ağızdan değil, yürekten gelmelidir. Paul Rcher”
“Hiçbir mesafe, duanın ulaşamayacağı kadar uzak değildir.”

“Sevmek dua etmektir belki de kimseler duymadan bilmeden, sessizce.”
Son olarak, bir şiirimle “Hoşça kalın!” derken, dualarımız “DUA” bebek için olsun ve hayata tutunsun. Sevgi ve saygılarımla…

TUTUN HAYATA
Minicik bir bebekti ,
Hayata tutunmaya çalışan,
Zayıf ve güçsüz bedeniyle,
Beşiğinde çaresizce ağlayan
Kızamazdı kimseye,
Dünyaya erken geldim diye.
Üzülürdü anası, babası
Umutla bakmazsa geleceğe.
Tutundu o da hayata,
Zayıf ve çelimsiz haliyle,
Güçlendi güzelleşti,
Büyürken yüreğiyle.
Sevgi doluydu içi,
Işık saçıyordu gözleri,
Yol oldu önünde umutları,
Kök saldı hayata büyüdükçe.

Bir fidan gördü bahçede,
İncecik dalları eğilmiş yere,
Korumasız güçsüzdü belli,
Birden kendine benzetip,
O da büyüyüp güçlenmeli,
Dedi kendi kendine,
Sonra,
Tahta çıtalarla örtercesine,
Barınak yaptı çevresine.
Usanmadan günlerce,
Su verdi bitkisine,
Gübre verdi beslendi,
Fidanın gövdesi kolları.

Bir gün,
Filizlendi genç fidan,
Uzattı boynunu güneşe doğru
Isındı sıcaklığıyla, yapraklandı sonra
Tomurcuklar belirdi önce,
Çiçek açtı bahar başında,
Sevindi dallarına arılar kondukça.
Bir gün meyve verdi genç fidan
Tutundu hayata,
Kırmızı kirazlarla bezendi.
Kuşlar, kelebekler sevindi,
Karınları doyunca.

Büyüyen çocuk mutlandı,
Kopardı dalından bir çift kiraz,
Taktı kulağına küpe yaptı.
Sonra ağzına atıp,
Tadına baktı.
Güçlenmişti ağaç
Tüm fırtınalara rüzgâra karşı ,
Güçlenmişti çocuk,
Tüm zorluklara karşı.

Sabrı öğrendi önce,
Sonra sabrın gücünü.
Şükür dedi ellerini açıp,
Dua etti şükür ettiklerine,
Ve tutundular hayata ,
El ele verip birlikte,
Kenetlendiler birbirlerine,
Size örnek olsun bakın,
Biz güçlüyüz dercesine.
Ayşe Gülten Kırıcı
19 ekim 2018

Check Also

Akıl Başta, His Çocuk Yaştadır

Akıl Başta, His Çocuk Yaştadır. Dün bir arkadaşımla konuşurken ağzımdan şöyle bir cümle çıktı. “İnsan …

Bir cevap yazın