Beyaz ipek Gibi Yağdı Kar

Beyaz ipek Gibi Yağdı Kar

Kıymet verdiğim bir dostuma bu sefer ki köşe yazımın konusunu sen seç dedim. “Kar” olsun dedi. Sonra gözümde bir takım fotoğraflar canlandı. Üşümedim!
İnsanın bir kar fotoğrafına baktığında üşümesi gerekirken içi ısınır. Karaya olan düşmanlığımızdan mıdır bu beyaza olan sevgimiz yoksa karaya düşen bu zerrenin suyu barındırmasından mıdır bunca ilgimiz, bilemiyorum. “Aaa kar yağıyor?” diye elini göğe uzatıp bağıran bir çocuk sesi uyanır içimizde. “Kar yağıyor, yine kar, yine kar” deyiverir ruhumuzdaki şair ve belki biz de Cahit Sıtkı gibi hatıralarımıza gideriz. Altı köşeli bir tanecik için dört köşe mutluluklar biriktirdiğimiz.

En soğuğu sevmeyeninden tutun “Ne kadar yağsa o kadar kârdır” diyene varıncaya kadar yuvarlandıkça büyüyen bir mutluluk kamaştırır gözlerimizi ve zaten biz bu gözlerle şeffaf olan karı beyaz görürüz. Mesele neye nasıl baktığında neyi nasıl gördüğündedir deriz ya; işte siyaha çalan bir nostaljik fotoğrafta bile en çok beyaza takılır gözümüz. Ve belli ki bizi bu beyaz yalanlarla çevrili bir anının peşine düşürecek hafızamıza, bir dur demeliyiz. Yoksa karda gezdiğini belli edecek bu uslanmaz zihnimiz.

“Kar yağıyor ve ben hatırlıyorum.” Nazım gibi. Hatırlıyorum geçen gün kentime olanları, yolda kalanları, yolda kalanlar için yeniden etiketlenen reyonları, buzu tuzdan ayıramayanları, hatırlıyorum ama tıpkı kara yazılmış yazılar gibi hemen siliyorum. Hiç içimden gelmiyor yazmak, gecenin ortalarına kadar toplarla avuçlanmış mutlulukların üstüne, kenti çığ altına teslim etmiş habercilik oyunlarını. Yoksa ben de bilirim kar küremesini, buzdan mermerler sürümesini ama şimdi kim kalkıp bir kara kutu bir zarf meselesini kara yatıracak, karı yüzüne gözüne bulaştıranları kara bulayacak. Kör değil ki kimse -karın azizliğine uğramadıysa, nihayet kar körlüğü diye bir şey var- görüyor olanı biteni, olmayıp bitmeyeni, bitmeden gitmeyeni. Neyse işte açılın yollar kar geliyor! En iyisi mi Altıok desin:
Kar yağdı durmadan üç gün üç gece,
Tıkandı geçitler yollar kapandı.
Yalnızlığın buzdan çetelesinde
Kimseler umursamadı karı.

Ben umursadım. Lapa lapa yağan karın altında çocuklarla kar topu oynadım ve gördüm ki binlerce liralık akıllı aletlerin başında hiçbir çocuk bu kadar mutlu olmamıştır. Sonra dedim keşke her gün kar yağsa. Meğer bizim sokakta ne çok çocuk varmış. Ey bulutlar! Kırın bütün oyun konsollarını, a-sı eksik sosyal medya hesaplarını. Kurtarın bu karın çocuklarını.

Ben biraz da karı yeni doğmuş bebeğe benzetirim ya da hiç dokunulmamış bir hayale. Bembeyaz, tertemiz düşer avuçlarımıza. Sonra kimin avucuna düşer, kimin elinde oradan oraya fırlatılır, kimin kardan adamı olur, kimin çizmesinin altında kalır, bilinmez. Bir bakmışsın herkesten biraz iz, biraz kir, biraz toz bulaşmış. Kalbi bembeyaz, huyu yumuşacık olan o bebek, kapkara bir süprüntüye dönüşmüş. Bırak avucunda tutabilmeyi, öyle buzdan bir insan olmuş ki güvendiğin dağlara yağmış, kimlerin ayağını burkmuş, kimleri kaydırmış. Bir bakmışsın kar erimiş ellerin bomboş kalmış. Eee düşe kalka, vura çarpa anlıyoruz bazı şeylerin kıymetini. Yine de zararın neresinden dönersen kardır. Şapkası eksik şubat geyiği.

Duydunuz mu sahi: Kar taneleri birbirlerine çarpmadan ilerlermiş ve her kar tanesi bir diğerine benzemezmiş. Bilimsel açıklaması var elbet ama bir çıkarsaması da var bence. Hani yukarıda dedim ya beyaz karın bebekle benzerliğini. İşte insan da bu sudan kristaller gibi hangi şartlarda evrilirse o şekli alıyor. Aynı buluttan kopsa bile yol boyunca rastladığı hava akımından etkilenerek şekli değişiyor Tabir o ki kim nerenin havasını teneffüs ederse onun gibi nefes alıp onun gibi soluyor. Şimdi diyeceğim yer yer meteorolojik bir sağanak gibi gelebilir ama kültürümüzü de batı hava akımlarına maruz bırakırsak, günün birinde bir fırtına çıkar tipi olur sonra kar hortumuna kapılır, kendi etrafımızda döne döne bir şeye benzemeden erir gider bütün varlığımız, yok olur avucumuzda sandığımız. Cahit Sıtkı gibi şakaklarımıza kar yağmadan umarım beyazı karadan ayırmayı biliriz.

“Kar var yaşadığımız günlerde.
Umutsuzluk çevremizi kuşattı,
Kıtlık kıran gündemde.” der Metin Altıok. Bu konuşmalarımı umutsuzluğa yormayın sakın. Zemheriden ötesi bahar.
Kar bahanesiyle fiyat yükseltenlere inat kıtlık da yok aslında kıran da. Yere sağlam düşmeyi başaran bir kar tanesi gibi korkusuz sabırla hayal kuralım. Kıran da yok kırılan da. Ama ince bir buz tabakasından olmasın hayallerimiz, ümitlerimiz. O kadar sağlam yağsın ki içimize, şehrin ortasında bile kızak kayalım.

Kar topuklarken şehri, çok uzaklardan bir misafir gelmiş gibi olur. Ketum ve soğuk bir misafir. Kaç gün kalır kaç gece yatar belli değil. Gelmiş oluverir sadece kimine göre berekettir kimine göre çile. “Ey misafir kaç saatlik yoldan geldin. Gel otur biraz.” demeye kalmadan gidedurur bazen. Bazen de gelir kentin ortasına kurulur, ilk günlerde başköşede ağarlanır, sonra buzlandıkça soğur, kendinden de soğutur, dış kapıda uğurlanır. Tabii bu işin teşbih kısmı, bizim kültürümüzde misafir hep el üstünde tutulur. “Karlar ki sessizce sürekli ağlarlar.” Gurbete giden yolcu gibidir karlar. “Ya dönülür ya dönülmez.” der. Der de ayrılıktan dem vurur. Bu yüzden belki bir şâire göre: “Kar ayrılık hüznüdür.” Peki ayrılık sevdaya dahil midir?

Düşünsem daha söylenecek çok söz var elbet o da Gülten Akın’ın tabiriyle “ertesi karlara” kalsın. Gerçi bulutun bağrından kopup geldi ya bir dahası yok bu ayrılığın.
“Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu.
Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.” diyor Yahya Kemal. Oysa yoktur karın sesi. Kendine ait bir sessizliği vardır üstelik. Çünkü ilk yağan kar sesi absorbe ediyor. Bu yüzden mi insan kar yağınca daha bir kendini duyuyor.

Ben ne istiyorum biliyor musunuz? Ben istiyorum ki kimsenin çatısına buzlar saçak kurmasın, kimse buz üstünde kayıp kafasını gözünü yarmasın, kimsenin gönlü çığ altında kalmasın. Hepimizin tek derdi en iyi kar pozunu verebilmek olsun. Tek kaçışımız birbirimizden kar topu yüzünden olsun. Ve etrafımızda, gün biraz yüzüne gülünce kişiliği eriyen insanlar değil kardan adamlar kardan kadınlar bulunsun. Daha ne söyleyeyim karda gezip izini belli etmeyenlerden Mevlam bizi korusun.
“Öyle kar yağdı ki elim üşüdü.” der Sezai Karakoç. Yüreği üşümeyenlerden olalım da el dediğin iki odun parçasıyla ısınır. Çünkü insanın yüreği kar gibidir. Isınınca sevgiden erir, soğuyunca buza döner. Demiyormu ki şiir: “Dışarda kar yağıyor, seni seviyorum.”
Neyse işte:
“Beyaz ipek gibi yağdı kar
Bir kız kardan hafif yüreğiyle
Geçip gitti güvercinleri anımsatarak.”

Özlem Korkmaz
3 Şubat 2022

Fot: Özlem Korkmaz

Check Also

Akıl Başta, His Çocuk Yaştadır

Akıl Başta, His Çocuk Yaştadır. Dün bir arkadaşımla konuşurken ağzımdan şöyle bir cümle çıktı. “İnsan …

Bir cevap yazın