Breaking News

Şiir’e Divane

Şiir’e Divane
Nasıl bir yolcuktur şiir sevdası? Her cümlesinde koca öykülerin saklı olduğu ve dağ tepe tırmandırıp kanyonlara doğru sürükleyen büyülü gerçek. Zengin imgelerle, sitemli sözlerle seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan yazımsı anlatımdır. Aslında şiir dilin doğuşuyla beraber ortaya çıkan bir türdür. İnsanı insana sevdiren, doğayı insanla birleştiren, sevgiyi engin denizlere sürükleyip kayalara çarptıran bir dalgadır ya da size ufukta hayaller gösteren pembe yolculuklardır. Bazen uyku tutmaz, geceleri bağlarız kendimize. Geceyi yaşayanlar mı, gece mi, sürekli geceyi uyuyarak geçirenler mi? Bakın Behçet Aysal uyuyamamasının nedenini Sevda’nın hayaline bağlıyor ve diyor ki:
“Ben Sevda’nın oturduğu sokakta oturuyorum
Geceler hiç bitmiyor, ben hiç uyumuyorum.
Gecenin efkarı iniyor perde perde…
Sevda’nın hayali vuruyor arada bir içime.”
Şiire sevdalı olmanın ve yazmanın bedelleri var tabi. Öncelikle çok iyi okuyucu olmanız ve kendinize ait iç dünyanızın bir dili olması gerekiyor. Bir şairi olumsuz etkileyen şey kötü yazdığını düşünmesidir. Şiiri akışına bırakmak ama düzeltmeleri sonradan mutlaka yapmak gerekir. Tek yazım kurallarını bilmek yetmez. Cevheri, ocakta bulduğunuz an işleyemezsiniz. Önce çıkarmanız gerekir, sonra makine başına geçip düzeltmeleri yaparsınız. Şiirle alakalı kişi geniş düşünceli, derin duymalı, ruhundaki sevecenlik, vicdanındaki insanlık ve kafasındaki bilginlik onu yaşadığı toplumun dışına atmamalıdır. Şiirde evrensellik ve yelpazesinin geniş kolları olması gerekir. Şiir her diyarda sizi coşturmalı ve pınarlardan kana kana su içirmeli.
Şiirde Yapı’yı ve manayı kaynaştıran ona yazarın özel yeteneğine göre “şiirsel bir ses” bir “müzik” kazandıran “sır” ise “ritim” yani Ahenk’tir. Günümüz yazarlarından Necdet Dervişoğlu şiiri şöyle tanımlıyor:
Ana demeli şiir,
Kendi konuştuğu dilde.
Rahat ve yalın,
Derdini anlatmalı yüreğin.
Türkü söylemeli istediği zaman.
Sesi yankı bulmalı dağlarda.
Acıkmalı şiir,
İnsan gibi,
Gözü kulağı olmalı.
Dik durmalı mesela,
Üzerine dağlarda gelse ezilmemeli.
Yani,
Fırtınalara karşı durmalı şiir.
Bir de,
Öyle her yerde okunmamalı,
İsyankâr ve asi olmalı,
Adam olmalı biraz da!..
Bu şiirsel yorumun üzerine başka söze gerek yok belki ama daha önceleri iletişim araç gereçlerinin az olduğu dönemlerde yavukluya yazılan aşk mektuplarının kilitli sandıklarda günümüze kadar saklandığını ve inanılmaz şiirsel seslenişlerin sanki askıya alınmış sanat eseri olduğunu gözlemledim. Sonbaharın kahve ve kızılının sarıya göz kırptığı şu günlerde romantizm de tavan yapıyor tabi. Şiirin bahar kokusu yerini hüsran ve hasretlere sürüklüyor. Kasımpatı çiçeği de selam veriyor doğanın cümbüşüne ve aşka ayrılık kokusunu hissettiriyor. Zemheride aşk üşür, bahar da coşar, yaz da yakar, sonbahar da ağlatır. Şiir ya yaptı yine yapacağını. Gel de şiire divane olma. Şiir tadında mutluluklara.
Sevgiyle kalın.

Check Also

Değişmeyen Ne?

Değişmeyen Ne? Üç aydır, İSMEK’in Mecidiyeköy’deki binasında yürütülen Yazarlık Atölyesi’ne devam ediyordum. Temmuz’un ilk haftası …

Bir cevap yazın