Halk Edebiyatı Dergisi’nin 50. Sayısı Çıktı!..

Dergimizi temin edebileceğiniz yerler:

Mephisto Kitabevi & Kafe – Beyoğlu ve Kadıköy şubelerinden, Cağaloğlu dergiyurdu’ndan fiziksel temin edebilirsiniz.
Online satış olarak tüm kitapçılardan satın alabilirsiniz.
(Kültür Bakanlığına Bağlı İl Halk Kütüphaneleri’nden de Ücretsiz Okuyabilirsiniz. )
Bazı satış bayilerimiz:
https://www.bkmkitap.com/halk-edebiyati-dergisi-sayi-40-ocak-subat-2021 https://www.kirmizikedi.com/kitap/urun/665e1ea8d7474f8696decd34b3e14613
https://www.dergiyurdu.com/ Cağaloğlu’ndan fiziksel de temin edebilirsiniz.
https://www.trendyol.com/halk-edebiyati-dergisi-yayinlari/sayi-8-eylul-ekim-2015-p-42826924
Vb. yüzlerce siteden güvenle dünya genelinde dergimize ulaşabilirsiniz.

İntikam / Şenol Tombaş……………4

HECE ŞİİRİ

Pişirmek İçin Atsalar Beni Tay Kazanına /Mehmet Yılmaz……………..4
Hakkını Helal Et Seyit Onbaşım / Buket Özçelik ……………………..5
Dilenci / Mahir Sürmelibey……………5
Bundan Sonra / Satılmış Eyüp Şen ……..6
Ele Dönmüşsün / Faruk Gökbulut ……….6
Gönül Gene Dellendin mi ?/ Hızır İrfan Önder……..7
Gün Artığı Akşam / Hızır İrfan Önder………7
Şükürler Olsun / Nursel Yeşilyurt ………8
Ağacın Serzenişi / Nursel Yeşilyurt ……..8
Bir İmamın Ağzından / Halil Gökkaya …..9
Sırr-ı Kadim / Özlem Korkmaz ………40
Nedametim / Süleyman Korkmaz…….40

Serbest Şiir

Ne Çok İstedim / Tuğba Karakaya…………….10
Anlatamadığıma / Mahir Sürmelibey…………10
Aşkın ve Kavganın Şehri / Osman Akyol ……..11
Var Olmak Üzerine / Türkan Beyaz ……………11
Cennetim / Gencay Coşkun …………..12
Sonsuzluk Yolunda / Gencay Coşkun …………………12
Tasa Etme/ Gülten Özgül ………..44

Röportaj
Şenol Tombaş, Şair-Yazar Hasan Gençay ile Röportaj…13
Anı
Elli Beş Yıl Önceydi / Mehmet Mücahit Yurteri……..16
Varsa Eğer Nasibiniz… / Mehmet Ballı …………….50

Mehmet Ballı
DENEME
Başgöz: Yaşar Kemal’den Evvel Karacaoğlan’dan… / Umut Özkan….18
Hem Yaşa Hem Başa Takılıyoruz!.. / Songül Yıldız……..21
Misafiri mi Yerlisi mi? İlknur Bulut……….22
Zil Çaldı Çocuklar/ Gülten Özgül ……………..43

İnceleme
Hakan Günday’ın Dehası Savaş Aşçı …..23
Masal
Çolak Kız / Süheyla Acar ……………45

Hikâye
Mürekkep Ülkesi / Şenol Tombaş…………25
Unutulanlar / Türkan Beyaz……………31
Ha Berakaat / Ayşe Gülten Kırıcı……….33
Yaşam Döngüsü / Soğmen Özsu…………..37
Yardım Beklerken / Doğukan Özdil……..41
Dedim Dedim / Trabzon’un Of İlçesi Şivesiyle
Öykü Tadında Bir Atışma / Yılmaz Arslan….52

Halil Gökkaya, Mehmet Mücahit Yurteri, Ayşe Gülten Kırıcı, Soğmen Özsu, Mehmet Yılmaz, Buket Özçelik, Mahir Sürmelibey, Faruk Gökbulut, Hızır İrfan Önder, Nursel Yeşilyurt, Özlem Korkmaz, Süleyman Korkmaz, Tuğba Karakaya, Osman Akyol, Türkan Beyaz, Songül Yıldız, İlknur Bulut, Savaş Aşçı, Doğukan Özdil

Mürekkep Ülkesi / Şenol Tombaş
Şenol Tombaş, Şair-Yazar Hasan Gençay ile Röportaj
Zil Çaldı Çocuklar/ Gülten Özgül
Sonsuzluk Yolunda / Gencay Coşkun
Yaşar Kemal’den Evvel Karacaoğlan’dan… / Umut Özkan

Başyazı :

Dergiler Katillerini Sevmezler
Modernizm gücünü, sanayiden, eğitimden ve şehirli insan bilincinden alır. Fakat sanayileşme imece ruhumuzu oldukça zehirlediği ortadadır. Köy hayatında toprakla hem hal olurken daha çok insandık biz, çünkü toprak daima bize kendimizi hatırlatır; cömertliği, mütevazılığı, karşılıksız vermeyi, bütün insanlığı kucaklamayı, ölümü vb. birçok hususu türab sayesinde öğreniriz. Bize her şeyi unutturan modern hayat insanlığımızı da unutturdu. Öyle ki bugün bunu günde kaç kere söylediğimiz belli değil: “Nerede kaldı insanlık?” bu sorular bizi yüzleşmeye doğru götürecektir ki biz buna postmodernizm süreci diyebiliriz, fakat malum olduğu üzere bizde her şey biraz yavaş ilerliyor. Biz bu süreçlerin acaba neresindeyiz? Düşünmek gerekiyor.

İnsan şahıs kadrosu topluluğudur. Ezelde kurgulanan bu kadro dünyada birleşir ve hikâye şekillenmeye başlar. Anne, baba, evlat, arkadaş vb. gibi. Sevdiklerimiz yokken eksik yaşarız hayatı, öyle ki sevdiğimize, evladımıza çoğu zaman bunları söyleriz. Biz buna bazen dejavu da deriz ya, ruhların ezelden birbirini tanıması. Belki de evvel tanımadığımız evladımızın, eşimizin, eksikliğini kimi zaman hissederiz. Vakitle de vuslat olunca “Sensiz bir hayat, nasıl geçmiş? deriz. Ruhlarımız tamamlana tamamlana tekrar başladığı noktaya döner, yani ebediyete. Şimdi geldiğimiz noktada ruhlarımızın bu birliği zedelenmiş durumda, özümüz yaşarken ölmüş ki birbirinden haberdar değil. Betonların arasında homurdanan ruhumuzun sesini sanki gürültü gibi algılıyoruz. Oysa ki ruhumuz bağırıyor. Zedelenen imece ruhumuz, eşyanın, makinanın, betonların insafına terk etti bizi. İnsanda bulamadığımızı eşyada ne kadar bulabiliriz? Bu bağımlılık bağlarımızı daha fazla zedelemeden yüzümüzü insana, insanlığa dönmeliyiz. Eşyanın bağımlısı değil, insanlığın menfaatine onun kullanıcısı olmalıyız. Eşyanın bizi yönettiği bir yerde insan ruhundan bahsedemeyiz.

Bütün bu konulardan şuraya geleceğiz: Geldiğimiz noktada dergicilik de ölmüş durumda. Ülkemiz zaten dergiler mezarlığıdır. Fakat dergiler birçok şey gibi birçoğunun umurunda değil. Edebiyatımız; dergilerle, gazetelerle şekillenir, büyür, kucaklara sığmaz. Öğretmenlerden, öğrencilerden, halktan yeterince ilgi görmüyoruz. Dergi tarihi, okuma bilinci, okullarda aşılanmalıdır. Dergiler yazar, düşünce, fikir, usta-çırak ilişkisinin mekânlarıdır. Bu tılsım hayatımızdan eksilmesi ruhumuzdan birinin daha ölmesidir. Edebiyatın aklının, taşıyıcısının mevta olmasıdır. Elbette her şey değişiyor, dijitalleşiyor, fakat bütün bunlar bizi bizden uzaklaştırıyor. Kolektif bilinçten sapıyoruz ve imece ruhumuz zedeleniyor. Herkesin “ben” dediği yerde “biz” olamaz. Bir insan başkasını tanımadan, bilmeden, kendini tanıyamaz. Makineleşme, dijitalleşme bizi ruhsuzlaştırdı ve mekanik bir benliğe dönüştürdü. Gelecek ve teknoloji düşmanı değiliz, fakat bütün bu süreç insanlığımızla paralel yürümelidir. İnsanla teknoloji eşit yürümelidir ve âdemoğluna insani anlamda bir değer katmalıdır. Bizi robotlaştıran, makineleştiren geleceğe doğru gitmemeliyiz. Ruhumuzu biraz da eksik hissetmemiz bu yüzdendir diyebiliriz. Beraber yaratılan ruhlar birbirinden çok uzak ve birbirlerinden habersiz yaşıyorlar. İnsanlığımız birbirine güç vermiyor; rekabet ediyor, kıskanıyor, haset ediyor, paylaşmıyor ve doğal olarak ruh birliğine doğru yol almıyor. Ne kadar da çok özü bırakıp bedeni, cesedi diriltmeye çalışıyoruz. Ölene değil yaşayana, geçici olana değil baki olana tabi olmamız gerekmez mi? Çürük kemikleri süslemenin ne anlamı var? Fakat ölümsüz ruhu kimse görmüyor. Hâlbuki kör olduğumuz o şey özümüzdür bize hayat verendir.
Velhasıl imece ruhu; makinelerin, egoların, cehaletin, körlüğün, ilgisizliğin, empatisizliğin, kalabalıkların, betonların, bereketsiz zamanların arasında kaybolup gitmekte. Dergicilik mi? O da can çekişiyor. Dijital yayım ile matbu arasında… Şayet basılı dergiler ölmeye devam ederse, dergisizler cenazeye ve dergi mezarlığına uğramasınlar. Çünkü dergiler katillerini sevmezler. Yeni sayımızda buluşma umuduyla sonsuz sevgiler…

Şenol Tombaş

Check Also

Halk Edebiyatı Dergisi’ne TÜRDEB Tarafından Ödül Verildi

Halk Edebiyatı Dergisi’ne halk edebiyatına sağladığı katkılardan dolayı TÜRDEB seçici kurul tarafından ödül verildi. Ödül …

Bir cevap yazın