Breaking News

Çocukluk Özvatan

Çocukluk Özvatan

İnsanın çocukluğu anavatanıymış; çocukluğunda yaşadıkları bir ömür boyu paçalarına yapışır, nereye gitse onu bırakmazmış.
Durgun yüzeyin derinliklerinde ne dalgalar çırpınır. Çocukluk anıları derinlerde birikir ve vurur insanın yüreğine. Hayat dışardan belki normal görünür, ama derinlerde ne depremler, ne volkanlar… En büyük sebep de çocuklukta yaşanılanlardır.
Çocukluk sevgi içinde geçtiyse gülmeyi bilir insan, mutlu olmayı… Fakat küçük bir yürek gözyaşlarında boğulmayı öğrendiyse daha ömrünün baharında, büyüdükten sonra ne yaparsa yapsın, hangi yöne giderse gitsin yaşadıkları arar bulur onu; bulur ve sıkar boğazından, nefes aldırmaz, konuşturmaz, söyletmez, güldürmez; sebebini bilmeden için için ağlatır yüreğini.
Çocuklukta mutlu olmayı öğrenir insan, mutluluğu zerrelerine kadar, ancak çocuklukta hisseder ve kaydeder bunu ruhu. Büyüdüğünde de o kayıt hep çıkar karşısına. Attığı her adımda ya biri tutar elinden ya da kimse yoktur etrafında, yapayalnızdır. Bunlar çocuklukta yaşanılanlar, o zaman hissedilenler yüzündendir. İçinden bir ses sürekli konuşur, ya der ki “Evet, seviliyorsun, isteniyorsun; bu ortamda sen olmazsan burası eksik kalır…” ya da der ki sevildiği ortamda olsa bile, “ Seni burada kimse istemiyor, seni kimse sevmiyor; üstelik yetersizsin, beceriksizsin, yaptığın işi eline yüzüne bulaştırıyorsun. Beceremiyorsun işte! Bırak git, çek git, yalnızlığında boğul!” ve gerçekten yalnızlığında boğulur insan; yaşamla mücadele edecek gücü kendinde bulamadığı için de kaçar hep, kaçar her yerden, her bulunduğu ortamdan; ama kurtulamaz. Kaçtığı kendisidir çünkü; insan kendisinden kaçabilir mi, insan kendisinden kurtulabilir mi?
Eğer güçlü bir karakteri varsa hayatı mücadele ile geçer, içindeki o yaralı çocuğun yaralarını sarmak için onu iyileştirmek için, kişinin hayatı hep mücadele ile geçer. Fakat eğer güçlü değilse, aldığı yaraları iyileştirebileceğine bile inancını kaybetmişse, işte o zaman mücadele etmez insan, edemez, o gücü bulamaz kendinde. Bazen denemek ister, küçük bir adım atar, ama sonra takılır düşer yerlere. Aldığı yaralar öyle derindir ki yürümeye, koşmaya mecali yoktur. İçinden bir ses konuşur durur “Boşuna koşmaya çalışma, koşamazsın, boşuna ayağa kalkmaya kalkışma sen yürüyemezsin…” Ve yıkılır insan. Çevresindekileri duymaz olur, içindeki ses yıkar onu, bir daha doğrulamaz.
Anne baba olmak kolay değildir, hiç kolay değildir. Bir insanın hayatı anne babanın eline verilir, “Al, işle, şekillendir, çiz yolunu” denir. Anne baba istemiyorsa çocuğu, sebebi ne olursa olsun bir şekilde benimseyememiş ve sevmemişse kara bir yol çizer çocuğuna, kapkaranlık. Çocuk gözünü açamadan ölür daha hayatının başında o karanlıklarda… Yok eğer çocuk isteniyor ve seviliyorsa yolu da hayatı da aydınlık olur. Sevgidir çocuğun gıdası çünkü, içinde güneşler açması için başka hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Sevgi karnını doyurur, susuzluğunu giderir; sevgi büyütür onu, besler, doyurur, yeşertir.
Bir anne babanın en büyük görevi, çocuğunu anavatanında öksüz yetim bırakmamaktır. Küçük bir ruhu, yeni geldiği ve tanımadığı koca dünyada yapayalnız bırakmamaktır. Bilmelidir ki attığı o temel üzerine inşa edilecektir bir hayat. Eğer attığı temel sağlamsa çocuk da yükselecek, göklere erişecektir; eğer temel çürükse bir hayat daha başlamadan, içinde saklanan cevherlerle birlikte, yok olup gidecektir.
Nursel Koçak

Check Also

Dünya Kabartma Günü

Özlem Korkmaz Dünya Kabartma Günü Geçen aklıma geldi. Niçin her güne bir dünya günü var …

Bir cevap yazın