Sönmeyen Güneş Kamil Sönmez Ağabey

Sönmeyen Güneş Kamil Sönmez Ağabey

Vefatının sene-i devriyesinde Kamil ağabey ile olan üç beş anımı anlatacağım. Zamanla sanki anılar şiirleşiyor. Belki de anılar biriktirmek için yaşadık. Anısız bir hayat, ne konuşabilir ki?


Kamil Sönmez ağabey gibi insanların ışığı hiç sönmez. Biz mumda yanan bir ip olsak da bazı insanlar öyle güçlü bir ışık saçıyor ki hiçbir kuvvet onu söndüremiyor.
Kamil ağabey çocukluğumuzun kahramanıydı, türküleriyle oynadığı filmlerle bize ışık olurdu. Türküleri sevmeyi ondan öğrendik. Ne de olsa Ordu’nun derelerini yukarı akıtan adamdı.
Yaş ilerledikçe insana anıları bile yük oluyor. On yıldır Kamil ağabeyle anılarımı yazayım diyorum. Fakat onun ardından kalem, öyle bir yas tuttu ki en sonunda bugün ağladı. İnsan zamanla şunu anlıyor içimizdeki hiçbir gözyaşı ölmüyor. Bir gün “daha ölmedik buradayız” der gibi yanaklardan süzülür kalbe doğru. Kederleri mi alır, yoksa içimize tekrar mı taşır bilinmez… Gün oluyor bildiğini sandığın da bilmece oluyor ya…
Kamil ağabeyin telefonunu Ordulular derneğinden almıştım. Yanılmıyorsam yirmi iki -yirmi üç yaşlarındaydım. İlk aradığımda sesini duyduğumda çok mutlu olmuştum, iyi insanlar birbiriyle akrabadır ya, sanki en yakın akrabamla konuşuyor gibi hissetmiştim. O nasıl bir samimiyetti ki sözleri hâlâ kulağımda misafir. Bu nasıl bir içtenlikti ki içime işlemişti. Tabii o zamanlar bizim için bir ünlüyle konuşmak büyük bir bahtiyarlıktı, çok kıymetliydi. Ütopyadakinin gerçeğe dönüşmesi gibiydi. Beni hiç kırmamış buluşma teklifimi kabul etmişti. Tarabya’da bir çay bahçesinde buluşmuştuk. Çok heyecanlıydım, kelimelerimi en ballı yerinden seçiyordum, zihnimde bir ön tasarım yapıyordum. Fındığı için sallanan fındık ağacı gibi kalbim içimde sallanıyordu. Güneşin cömert olduğu bir gündü. Çay bahçesinden girdiğim zaman onu hemen gördüm. Beni ilk defa görmesine rağmen hemen tanıdı. Hiç yabancılık çekmedim, sanki ezelden tanışıyorduk. Kamil ağabeyin gülümseyen yüzü güneşin kaynağını anlamamı sağladı. Kocaman gülümseyen güneş gibiydi. Hangisi güneşti, iki tane güneş olmayacağı için, asıl güneş benim için Kamil ağabeydi. Neşesi rüzgârda şenlenen Boztepe’den gözüken denizin dalgaları gibiydi, öyle neşeli, espriliydi ki bütün varlık onu dinlemek için sanki kulağını uzatıyordu. Yer yer beyazlamış saçları Ordu’nun yaylarına çökmüş masalımsı duman gibiydi. Öyle içten hatırımı soruyordu ki, gözlerinde gerçek bir büyüğün babacanlığı vardı. Bizim töremizde tevazu insanı yüceltir. Onun içtenliği gerçek bir sanatçı böyle bir şey dememi sağlamıştı. Konuşurken zarifliği, akıcılığı, ruha hediye edilen tılsım gibiydi. Çaylar da sohbetimizin demiydi. Çok konuştuk, muhabbetin bahçesinden güller topladık. Müzikten, edebiyattan, gelecekten… Zaman köpükten balonlar gibi yok oldu, akıp gitti sözlerin arasından. O zamanlar cep telefonları yeni yeni çıktığı için ve bu denli fonksiyonları olmadığı için fotoğraf çektirememiştik. Hem o zamanlar, henüz ünlülerle fotoğraf çekinip hava atma zamanlarında değildik… Dostlar bir araya gelince ölümü unutuyor işte… Neyse ki anılara nakşedilince fotoğraflar, kalem de onu bir gün resmediyor. O zamanlar daha birçok şeyi bilmiyordum, bir gün hayatımı kalemle kazanacağımı, Halk Edebiyatı Dergisi’ni çıkartacağımı. Allah bizi bir şeylere hazırlıyor, fakat biz bunu çoğu zaman yıllar sonra anlıyoruz. Tıpkı ölüm gibi. Şayet evlenirsem düğünüme de gelecekti. Hatta bununla o zamanlar övünürdüm, gurur duyardım. Fakat ecel gelecekteki tasarıları acımadan siliyor.
Bu görüşmeden sonra üç-dört kere daha telefonda görüştük. En son hastanedeyken yine telefonda kısa bir görüşmemiz oldu. Bu daha çok veda tadındaydı. İnsan çoğu zaman bir inkârcıdır. Sevdiklerini kaybettiğini kabullenemez. Bazı hakikatleri değiştiremiyoruz belki de bu yüzden biz değişiyoruz, bir şeyleri kabul etmek, rıza göstermek zorunda kalıyoruz.


Fazla görüşemedik, fakat ruhlarımız arasında çok muhabbetimiz oldu. Belki de bu yüzden sevenlerin arasındaki muhabbet hiçbir zaman ölmüyor. Büyük insanları tanımak büyümemizi sağlıyor. Kamil Sönmez ağabey adı gibi: Kamil-i İnsandı. Herkes ismi kadar olamaz. Ben her zaman “Şen”, “Ol” olamıyorum, hayat bana emir verse de… İnsan zamanla her bir şeyleri kaybettiğinde neşesinden bir parça kaybediyor. Fakat ben, neşeyi üstadından öğrendim… İyiliğe sormuşla: “Nereye gidiyorsun? diye. O da : “Sahibime.” demiş. Her şey sahibine yani aslına doğru gider. Boşuna gitmiyoruz aslımız olan toprağa… İnsanlar da toprağa ekilir tohum gibi, kimi filizlenir, kimi de çürür. Kamil ağabey birçok filizler veren üstat biriydi. Ne mutlu bize ki örnek alacağımız güzel insanlar tanıdık. Üstatlar çırakları çıra gibi tutuşturmasa güneş kalır mı sanırsınız? Selam olsun hem erenlere hem de erenlere…
Kamil ağabeyin birçok yerde anlattığı iki güzel fıkrayla yazıma son verirken, vefatının sene-i devriyesinde kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Biliyorum ki güzel insanları ölüm bile üzmez. Mekânın cennet olsun güzel ağabeyim…
***
Karadenizlinin biri iş ilanını incelemiş. Hemen gitmiş iş görüşmesine e tabii çok sıra varmış. Neyse bizimki sıranın kendine gelmesini beklemiş. Nihayetinde mülakattaki adam sormuş?
“İlanı okudun mu?”
“Okudum.”
“E 25 yaşında mısın ?”
“Hayır, yetmiş yaşındayım.”
“Üniversite mezunu musun?”
“Hayır, ilkokulu bile bitirmedim.”
“E İngilizce biliyor musun?”
“Anadilimi bile zar zor konuşuyorum.”
“Eh niye geldin amca o zaman?”
“Ha bu iş için bana güvenmeyin, onu demeye geldim.”
***
Ordulunun biri işe başlamış. İlk maaşta bakmış 200 TL fazla vermişler. Ordulu hiç sesini çıkarmamış. Bir sonraki ayda da maaşı sayınca 100 TL eksik çıkmış. Hemen sormuş muhasebeye: “Maaşım 100 TL eksik yatırmışsınız.”
Onlar da:
“Eh gecen ay, 200 TL fazla yatırdığımızda sesini çıkartmamıştın.” demişler.
Ordulu da:
“Bu benim prensibimdir, daima ilk hatayı affederim.” demiş.

Biyografi: Kamil Sönmez (1947- 2012

Karadeniz’in usta sesi Kamil Sönmez, Ordu’nun Perşembe ilçesinde, 1947 yılında dünyaya geldi.
İlk ve orta öğrenimini Giresun’da tamamlayan sanatçı, Ankara Devlet Konservatuarı Opera-Şan bölümünde okudu. Askerlik sonrasında Avni Dilligil Tiyatrosu’nda profesyonel tiyatro oyunculuğuna başlayan Sönmez, Ankara Sahnesi ve Ankara Kardeş Oyuncular Tiyatrosu’nda da çeşitli rollerde oynadı.
İlk plağında “Hekimoğlu” ve “İnce Memed” türkülerini söyledi
önmez, Zülfü Livaneli’nin yapımcılığında yaptığı 45’lik ilk plağının bir yüzünde Ordu türküsü olan “Hekimoğlu”nu, diğer yüzünde Zülfü Livaneli’nin Çukurova’dan derlediği sözlerle bestelediği “İnce Memed” isimli türküyü söyledi.
Daha sonra halk türküleri sınavını kazanarak radyoya giren Sönmez, Karadeniz türkülerinin en önemli sanatçılarından biri oldu.
Kamil Sönmez, ilk 45’liğinin ardından, “Yaylanın soğuk suyu”, “Çift Jandarma”, “Maçka’da buluşalım” gibi bugün çok bilinen Karadeniz türkülerini, “Merhaba” isimli Long Play’e okudu.
Karadeniz türküleri denince ilk akla gelen isimlerden oldu
Bu sırada Sinema filmlerinde de rol alan ve radyoda görev yapan Sönmez, 1993’te Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Türk Halk Müziği korosunda solist olarak çalıştı.
Sönmez, 1980’li yıllarda da Süreyya Davulcuoğlu ile Karadeniz türküleri denince ilk akla gelen iki isimden biri oldu. Türkülerinin yanı sıra nüktedan kişiliği ile de Türkiye’nin her yerinde sevildi.
Oyunculuğu sinema perdesine de taşıyan Kamil Sönmez, 1979’dan itibaren “Düşman”, “Eşek Şakası”, “Deli Kan” gibi birçok filmde rol aldı.
Sönmez son olarak 2009’da, Mahsun Kırmızıgül’ün yönettiği “Güneşi Gördüm” filminde oynadı.
1998’de “Devlet Sanatçısı” unvanının sahibi oldu
Gençliğinde Osman Yağmurdereli ve Faruk Tınaz ile aynı evi paylaşan Kamil Sönmez, sanat camiasında da en sevilen isimlerden biri oldu. Sönmez’in sanat yaşamının 45. yılı anısına, sanatçı arkadaşları kendisine destek vermek üzere bir gece düzenledi.
Kâmil Sönmez, beyin kanaması nedeniyle bir süre tedavi gördüğü Başkent Üniversitesi İstanbul Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde 20 Aralık 2012 günü 65 yaşında hayatını kaybetti.
Cenazesi, Ordun’un Perşembe ilçesi Kozağzı Mahallesi’nde anne ve babasının da mezarlarının yer aldığı aile kabristanlığına defnedildi.
Rol Aldığı Yapımlar
Hırçın Kız Kadife (2009), Güneşi Gördüm (2009), Aşkım Aşkım (2008), Sev Kardeşim (2006), Karagümrük Yanıyor (2006), Amerikalılar Karadeniz’de 2 (2006), Sensiz Olmuyor (2005), Fıkralarla Türkiye (2005), Ölümsüz Aşk (2003), Kınalı Kar (2002), Kumsaldaki İzler (2002), Tirvana (2000), Bizim Mahalle (1993), Bir Kadın Düşmanı (1991), Islak Sokak (1987), Cilalı İbo Beni Anneme Götür (1985), Sev Ölesiye (1984), O’na Çirkin Kral Derlerdi (1984), Deli Kan (1981), Bizim Sokak (1981), Eşek Şakası (1980), Düşman (1979).

Check Also

Yazarlığın Kutsal Kitabı / Yaratıcı Yazarlık El Kitabı 2. Baskı Çıktı!

Yazarlığın Kutsal Kitabı / Yaratıcı Yazarlık El Kitabı 2. Baskı Çıktı! (1. Baskısı çok kısa …

Bir cevap yazın