Son Otobüs
Tam olarak nereye gideceğini bilmiyordu. Ruhu ve bedeni tüm yüklerden özgür olsun istemişti. Bavul alsa ne koyacaktı ki içine yalnızlığından başka? Gecenin sessizliğinde, düşüncelerinin sisi arasında kaybolmuştu ki şoförün baykuşu andıran sesi ile irkildi. Düşünceler aniden korkup saklandı bilincin karanlık köşelerine.
“Son otobüs kalkıyor! Aşağıda yolcu kalmasın. Aklı geride kalan, yolda inecek olan binmesin.” Gitmeliydi artık. Ayağa kalktı otobüse doğru bir- iki adım attı. Baştan aşağı siyahlar içindeki şoför: “Son otobüs bu kaçırma,” diye seslendi. Hiçbir şey hissetmiyordu, tepki vermedi. Gecenin ayazı kaçtığı anılarının soğukluğu kadar üşütmüyordu içini. Geriye dönüp baktı. Kalktığı eski bankta yerinde hatıraları oturuyordu. Tutunamadığı hayalleri, elinden kayıp giden sevinçleri, yüreğinde hala sıcaklığı olan sevgileri, bir tuale sığmış eski bir resim gibi karanlığın arkasından ona göz kırpıyordu. Tüm yaşama sevincine rağmen hayat onu erken yormuştu. Boğazına bir şey takılmıştı sanki, acıtıyordu; tamamlanmayı bekleyen sözcükleri ve yarım kalan yüklemleri oradaydı. Derenin önünü tıkayan taşları temizlemek istercesine öksürdü ama nafile, hala oradaydı. Soğuğu yumuşatmak istercesine süzüldü ılık göz yaşları gecenin tenine doğru. Kaçtığı onca hayat sınavı bir set gibi dizilmişti önünde ve bir adım daha atmasını engelliyordu. Esen rüzgar sert bir şekilde yaşamla olan kavgasını çarpıyordu yüzüne…
Kapı ucundan otobüsün içine doğru göz attı. Gece karanlığındaki mezarlığı andırıyordu. Diğer yolculara baktı. Hayata dair pişmanlık ve keşkeleri yüzlerinde sahnelenmişti. “Benden farklı değiller,” diye düşündü. Gölgelerin koyuluğundaki yüzleri görmek için biraz daha ilerledi. Her bir suret onu yansıtan bir ayna gibiydi. Kime baksa kendini görüyordu. “Delirdim mi yoksa ben, hay Allah!” dedi. Karanlığın sonu yoktu. Dipsiz bir kara delik gibi gittikçe onu içine çekiyordu. Göğsünün üstünde karanlık bir gölge onu sıkıyordu. Nefes alamıyordu. “Geri dönmeliyim,” diye söylendi. Hızla ayak ucunda geriye döndü. Otobüsün kapısına doğru geldiğinde gölgeler dağılmaya başlamıştı. Karanlığın derinliklerine doğru yol alan şoför sert bir tonda:
“Emin misin?” dedi.
Kadın: “Evet, dönmek istiyorum.”
Şoför: “Geride bıraktıklarınla yüzleşmeye hazır mısın?”
Kadın: “Kaçış çözüm değil. Yaşamla yüzleşeceğim.”
Şoför: “Dön ve bir daha kaçma yaşamdan,” dedi ve kadını açılan kapıdan boşluğa doğru itti.
Düşme korkusuyla gözlerini sıkıca kapatmıştı ancak etrafındaki sesleri duyuyordu.
“Nihayet uyandı, kendine geliyor. Yakınlarına haber verin.”
Yavaşça gözlerini açtı. Bembeyaz bir odadaydı. Tam karşısında yine o şoför duruyordu. Ama bu kez beyaz kıyafetler içindeydi. Şimdi de bir doktor olmuştu. Korktu, tekrar kapattı gözlerini.
“Kızım, canım…Oh çok şükür!” Kalbini ısıtan bu sesle tüm korkusu dağılmıştı. Gözlerindeki asi bulutlar ondan izinsiz yağıyordu yüzüne. “Anne!” diyecekti ki sesi çıkmadı. Boğazında bir şey oturmuş konuşmasına mani oluyordu. Doktor yanına geldi.
“Miden yıkandığı için boğazın tahriş oldu. Zorlama kendini.”
O an hatırladı. Bir şişe ilacı avcuna doldurup nasıl içtiğini… Eliyle yüzünü örttü utancını gizlercesine.
“Neyse ki o son otobüsle gitmedim,” diye geçirdi içinden. Göz göze geldiklerinde; “Merak etme son otobüs yolculuğu aramızda kalacak,” der gibi gülümsedi doktor.
Yazar : Didem Kaya