Eylül Toparlandı Gitti İşte
Mevsimler içinde sonbaharın edebiyatımızdaki yeri kuşkusuz bir başkadır. Hikâyelere, romanlara ve en çok da şiirlere bu kadar nam salmış bir mevsim daha nerede var. Her şairin, her yazarın gönül penceresinden nasıl göründüyse sonbahar, öyle aksetmiş dizelere öyle nakşolmuş satırlara. Bazen adına hazan demişler bazen gazel. Ama kahverengi kızıl tonları ile resmolunurken tabiat, ruhun dehlizlerinde başka başka hisler, akıntıya kürek çekebilmiş.
İnsanın ömür ikliminde bir bitişe bir sona yaklaşmak da sayılmış, bir sevdanın yol ayrımını denk düşürmek de. Böyledir sonbaharın kaderi. Çiçekli badem ağaçlarıyla da başlasanız mevsim sonbahar diye bitirilmeli. Çiçekli badem ağaçlarını unutma vakti. “Değmez bu bahiste geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.” demiştir ya Nazım Hikmet bitirirken şiirini.
Belki Attila İlhan olup: “Oysa ben akşam olmuşum, yapraklarım dökülüyor usul usul, adım sonbahar” derken her yanına çiçek yağmış erik ağacının karşısında kendini tasvir etmeli.
Ya da Ahmet Hamdi Tanpınar’ın: “Yaprakların güneş ve ölüm rengi” dizesine girip tam da şiirin devamında dediği gibi sessizce mevsimle kederi yan yana hissetmeli.
Ve bir ayrılığı en güzel tasvir etmektir Hasan Hüseyin Korkmazgil’in şu dizeleri: “Gitme, sonbahar oluyorum sonrası hiç.” İşte gidince sevgili, orada ağaçlar boyunlarını büküyor orada kırlangıçlar birden bire çekip gidiyor ve orada çiçeklerin yerinde yalnızca dikenler kalıyor.
Ve Eylül artık Cemal Süreya için dili geçmiş bir zamanı oluyor yaşananların. “Ve Eylül’dü. Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.”
Dahası bir ömrün faniliğini hangi şiir bu kadar sonbaharın omuzlarına yükleyebilir Yahya Kemal gibi: “Fâni ömür biter, bir uzun sonbahar olur. Yaprak, çiçek ve kuş dağılır târümâr olur.” Duymak için insan ömrün veda mevsiminin yazdan sonra olduğunu. “İnsan duyar yerin dile gelmiş sükûtunu.” dizelerini bilmeli.
Başka bir iklimden seyreden Ümit Yaşar Oğuzcan olup: “Ben Eylül Sen Haziran” demeli. “Bir Eylül’dü başlayan içimde, ağaçlar dökmüştü yapraklarını.” Giden Haziran’ı yaşayabilir de kalana her gün sonbahar olduğunu bilerek sevmeli.
Ne çok yaz sıcağı hakim olurken hayatımıza bir eylül serinliği yakalasın diye Ataol Behramoğlu’nu dinlemeli :Eylül sabahının serinliğini, yaprakların serinliğini ciğerlerimize doldurur.”
Nihayet tüm şairlerin şiirlere giydirdiği güz gömleğini Ahmet Uysal dile getirir de “Güz gömleği giydi şiir. Hüzün sanıyor görenler.” der.
Ben de dedim ya kim nasıl gördüyse sonbaharı öyle giydirdi öyle kuşattı, şiirlerin suçu ne. Bazen Ahmet Telli gibi :Heybendeki kır çiçekleri bir yangındır güze doğru.” Bazen Metin Altıok gibi: “Sonbahar -ki acının değişmez dipnotudur- ” Ve tam biz düşteyken “Çıkagelir bir güz yeli hafiften” Ali Püsküllüoğlu’nun dilinden.
Biz Özdemir Asaf gibi isteriz ki: “Sararıp dökülürken güz rüzgârlarında, ardında savrulsunlar unut yaprakları” Oysa sonbahar bize de gelir, Cahit Külebi’nin şiirindeki serçeye de. “Sonbahar geliyor serçe! Yuvanı ne yapacaksın.” da diyebilmeli.
Eee sevgili dostlar Turgut Uyar haklı: “Eylül toparlandı gitti işte, Ekim filan da gider bu gidişle.” Çabuk çabuk geçerken mevsimler ve gelen Eylül olup Ekim olup giderken hayatımızdan, biz ömrümüzle baş başa kalıyoruz. O halde bize de ömürle muhabbet düşüyor Şükrü Erbaş misali: “Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul.” desek de maharet “Yağmur dindi Ömür hanım. Gökyüzü masmavi gülümsedi yine.” diyebilmekte.
Sonbaharı şiir gibi yaşayın.
Sevgi ve muhabbetle…
Özlem Korkmaz
28 Eylül 2024
Fot: Özlem Korkmaz