Düş
Bağıra bağıra susmayı öğretir hayat
Duâ etmeyi öğretir, bazen de sevindirir
Sonra pat diye yüzüne çarpar
Gönlünü lime lime eder
Manzarasına kapıldığın yolun bir serap olduğunu kahkahalarla öğretir sana.
Burası Dünya kızım
Ne sandın
Nurhan Karanfil
Sustum
Seninle konuşasım var.
En çok da susasım var.
Belki biraz gülesim var.
Görünce seni gönlümde çiçek açardın.
Kalbimin yarısıydın.
Kalanı sızlayan yaraydı…
Keşke mümkün olsaydın
Düş/de bile olsa yanında kalsaydım
Oysa kocaman bir hiç oldun.
Keşke yalanı hiç katmasaydın.
Nurhan Karanfil
Aşk/zede
Kuşlar gibi süzülürken mavi düşlerde
Rengarenk gökkuşağı düşürdü yerlere
Koştukça koştuk varamadık menzile
Çaresiz tutulduk bir lahza da “od”una
Geceler şahit olsun, gözler semada
Umudun beli büküldü, hıçkırığı yasta
Ay kederli, güneş gülmez
Oluk oluk kanayan kalp söz dinlemez
Ruh aciz, tabipler deva bilmez
Ne yollar teselli eder, ne dağlar çekilir
Güllerin mahzun başları öne eğilir
Hüzün dillerde terennüm eder
Çaresiz o sevda yakacak.
Nurhan Karanfil
Hüzünler Ülkesi
Yüreğimi kim bağladı keder teknesine
Sürükleniyor durduramıyorum zamanı
Yüreğim karanlıkta kaybolmuş bir çocuk
Paramparça dağılan ruhum aciz
Görünmez diyarda bağırıyorum duyan yok
İhtiyaç halinde görünen bir nesne miyim
Samimiyet mevta olmuş,
Selası bir beni mi sancılar.
Bu dünyanın insanı değilmişim.
Hani benim yurdum.
Susun gözyaşlarım Allah aşkına susun
İntihar günah değil mi nedir bu vaveyla
Bakmayın kederin çelik gibi durduğuna
Elbet gelir eceli, kutlarız bir Nisan sabahında.
Şükür secdeleri çeker başımızı aşağı, Kaldırır kırılmış umudumuzu şaha
Bir gün içten gülmeler deneriz belki
Saadetli günlerin acemisiydik hala
Kelebekler uçuşur rengarenk ömrü bin gün süren.
Çiçekler kokularıyla tebrik eder gönülden
Rüzgar yüzümüzü okşar şakayık çiçeği gibi
Güneş doğar yeniden batmaya veda ederek
Bitti mi dersin kalbim inanamayarak
Mavi huzur seni çoktan sarmıştır bile.
Nurhan Karanfil